İçimdekileri defalarca anlatmayı denedim. Bu bir rahatlama biçimi miydi, yoksa bir kaçış mı ? İnan bilmiyorum. Şimdi içimden geldikçe, gerek uzun, gerekse kısa cümlelerimi yazıyorum. Belki de size sığınıyorum. Bir sabah uyandığımda kim olduğumu unutmamak için yapıyorum bunu. Ama inanın yazınca da geçmiyor. Nursena.
Bir kelam Bir mektup
»
Şimdilerde hayatım sonsuz bir film şeridi gibi geçip gitmekte oldukça ısrarcı bayım. Ölümler de acilen yaşanmalı.

Kırgınlığım, kendim olamayışıma Lola.

Yoksa köprünün altından akan sulardan kime ne zarar.

Karanlık bir kapı açılıyordu pencerenin ayazına.

Gün olmuş, bir asra ramak kala.

Metreler zamana karışmışsa,

Gözyaşlarım sana,

Kilometrelerse asra yayılmışsa.

Sonsuzluk bir kelimeden geriye kalamamışsa.

Gitmek zamanı.

Gitmek.

Gitmek.

Bazı günler, ölüm haberi gibi.

Bir kadın, bir kadını yolda görse.

Zaten oraya hiç girmiyorum bayım.

Yine de anlayın siz.

Ve bir kız gözlerini ovuyor karalıkta.

Hafif gergin, düşünceleri uzakta.

Bir göz katlanıyor acılarla.

Korkuyor tüm dünya. 

Nen var diyorlar kıza.

Nen var ki, gözlerin bu halde.

Kız susuyor.

Acılar lâl olurken

Damarlar tıkanıyor, damarların üstüne.

Buraya ölmeli bir şeyler gelecek. Sonra ben yaşayacağım da yazacağım. Kimse de anlamayacak.

Şimdi ben sana aşkı anlatmaya kalksam, yoksul kalır kelimelerim.

Sen kimsesizliğimin komşu kızıydın Lola. Anlamıyor musun, sahi sen bile, anlamıyor musun ?

Artık delirmemek için her gün, kuş seslerinin suyun şırıltısına karıştığı, yeşilin tabanlarımla buluştuğu bir noktada saatlerce oturuyorum Lola. Lanet olası arabaların sesi buradan bile duyuluyor. Ve az önce bir uçak gökyüzünü deldi.